BABAM
Babam benim doğum belgeme imza attı. Hayata attığım ilk resmî adımda onun adı vardı. Benim varlığım, onun kaleminden çıkan bir imzayla dünyaya kaydedildi. Ben ise yıllar sonra onun ölüm belgesine imza attım. Bu kez kalem elimdeydi ama elim titriyordu. Bir zamanlar beni hayata kabul eden o imzanın karşılığında, ben onu hayattan uğurlayan imzayı atıyordum. Hayat bazen bir imza kadar kısa, bir ömür kadar ağır olabiliyormuş.
Babam benim kulağıma ilk ezanımı okudu. Daha ne dünya nedir biliyordum ne zaman… Ama onun sesiyle başladım hayata. Sesindeki huzur, güven ve merhamet belki de ilk öğrendiğim duygulardı. Ben ise onun ardından okunan selayı dinledim. Aynı gökyüzünün altında bu kez ayrılığı haber veren bir ses yankılanıyordu. Bir zamanlar beni dünyaya çağıran ses, şimdi onu sonsuzluğa uğurluyordu.
Babam benim ilk yürüyüşümde elimden tuttu. Düşmeyeyim diye yavaşladı, korkmayayım diye gülümsedi. Ben adım atmayı ondan öğrendim; cesareti, sabrı ve yeniden kalkmayı… Yıllar sonra ise ben onun son yürüyüşünde tabutundan tuttum. Omuzlarımda sadece bir tabut yoktu; çocukluğum, hatıralarım ve yarım kalan cümlelerim vardı. O yürüyüşte herkes ilerliyordu ama ben sanki geriye, geçmişe doğru gidiyordum.
Babam benim ilk gözlerimin içine baktı. Konuşamayan bir bebeğin gözlerinde geleceği aradı belki. Ben ise onun gözlerine son defa baktım. Sessizdi… Ama yine de bana bir şey anlatıyordu sanki. “Artık güçlü ol,” der gibiydi. Çünkü bazı vedalar sözle değil, bakışla tamamlanır.
Ben düştüğümde kaldıran oydu; şimdi yokluğuna düşüyorum ve kimse aynı yerden tutup kaldıramıyor. Çocukken korktuğum gecelerde odama girip ışığı yakan babamdı. Şimdi en karanlık gecelerimde ışığı kendim yakmayı öğreniyorum. Çünkü insan, babasını kaybedince sadece bir insanı değil, sığındığı gölgeyi de kaybediyormuş.
Onunla yürüdüğüm sokaklardan şimdi tek başıma geçiyorum. Aynı kaldırımlar, aynı kapılar, aynı şehir… Ama hiçbir şey eskisi gibi değil. Çünkü bazı insanlar mekân değildir; gittiklerinde şehir eksilir. Babam gidince dünya biraz sessizleşti, biraz yavaşladı, biraz da anlamını kaybetti.
Ben konuşmayı ondan öğrendim ama vedayı hiç öğrenememişim. İnsan babasına nasıl veda edeceğini bilmiyor. Çünkü çocukluğumuzun kahramanlarının bir gün yorulacağını, susacağını ve gideceğini kabullenmek kolay değilmiş.
Şimdi anlıyorum; hayat, babaların çocuklarını büyüttüğü kadar çocukların da babalarının yokluğuna büyümesidir. O bana yaşamayı öğretti, ben onsuz yaşamayı öğreniyorum. Ve her nefeste fark ediyorum ki insanın içinde bir yer vardır, sadece babasına ayrılmış… Orası artık sessiz ama hep dolu.
Babam benim hayatımın başlangıcıydı. Ben ise onun hikâyesinin son tanığı oldum. O beni dünyaya emanet etti, ben onu toprağa. Ama biliyorum ki bazı bağlar toprakla kesilmez. Çünkü bir evlat için baba, mezara değil kalbe gömülür.
Yazar: Ulaş Salih Özdemir
Anahtar Kelimeler: Ulaş Salih Özdemir kimdir, baba kaybı nasıl anlatılır, babaya veda duygusu nedir, babasını kaybeden evlat ne hisseder, baba ve evlat bağı nasıl olur, babanın hayatımızdaki yeri nedir, baba özlemi nasıl anlatılır, babaya yazılan en duygusal yazı nedir, baba kaybı insanı nasıl değiştirir, babaya duyulan sevgi nasıl ifade edilir,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.