Ekranın Parlak Işığı, Ahlâkın Gölgesi
Akşam oluyor…
Salonun başköşesinde bir ekran.
O ekranda silahlar konuşuyor, ihanetler alkış alıyor, racon kesenler “karizma” diye sunuluyor.
Ve biz fark etmeden çocuklarımızın zihin dünyasına bir hayat tarzı servis ediliyor.
Bugün bazı Türk televizyon dizilerinde aldatma sıradanlaştırılıyor, mafyatik düzen romantize ediliyor, şiddet bir güç göstergesi gibi pazarlanıyor. Oysa bir toplumun geleceği senaristin kaleminde değil; ailenin iradesinde ve okulun rehberliğinde şekillenir.
Bir düşünelim…
Eşini aldatan karakter “tutkulu”,
Mafya lideri “onurlu”,
Silah taşıyan genç “cesur”,
Devlete kafa tutan tipler “asi ama haklı” olarak gösteriliyor.
Bu, masum bir kurgu değildir.
Bu, bilinçaltına atılan tohumdur.
Çocuklarımız henüz değer inşası sürecindeyken, doğru ile yanlış terazisi tam oturmamışken, bu dizilerdeki karakterleri rol model olarak görebiliyor. Özellikle ergenlik döneminde kimlik arayışı içindeki genç, “güçlü olmak” ile “zorba olmak” arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanabiliyor.
Toplumsal çözülme bir anda olmaz.
Önce göz alışır.
Sonra zihin kabullenir.
En sonunda kalp normalleştirir.
Aldatmanın sıradanlaştığı bir toplumda sadakat zayıflar.
Mafyanın romantize edildiği bir toplumda hukuk itibarsızlaşır.
Racon kültürünün övüldüğü bir zeminde adalet, kaba kuvvete teslim edilir.
Bizim medeniyetimiz gücü merhametle, adaleti vicdanla, aileyi sadakatle tanımlamıştır.
Bizim kültürümüzde “büyüklük” silahın namlusunda değil; karakterin sağlamlığındadır.
Değerli anne ve babalar…
Televizyon bir bakıcı değildir.
Dijital platformlar masum değildir.
“Biz izliyoruz ama çocuk anlamaz” demeyin. Çocuk anlamaz belki ama hisseder, görür, taklit eder, içselleştirir.
Evde şu üç soruyu sormaya başlayalım:
İzlediğimiz içerik aile değerlerimizle uyumlu mu?
Bu dizideki kahraman gerçekten kahraman mı?
Çocuğum bu karakteri örnek alırsa mutlu ve ahlâklı bir insan olur mu?
Eğer cevap içimize sinmiyorsa, ekranı kapatmak cesarettir.
Okul sadece akademik bilgi verilen yer değildir; değer eğitiminin de merkezidir. Öğrencilerimizle medya okuryazarlığını konuşmalıyız. Bir dizide sunulan hayatın “kurgu” olduğunu, her güçlü görünen karakterin doğru olmadığını anlatmalıyız.
Gençlerimize şunu öğretmeliyiz:
Gerçek güç nefsini yenebilmektir.
Gerçek karizma dürüst kalabilmektir.
Gerçek cesaret harama hayır diyebilmektir.
Unutmayalım: Reyting uğruna yapılan her abartı, toplumun mayasından bir parça koparır.
Ekranda alkışlanan her yanlış, sokakta karşılığını bulur.
Bugün mafyayı özendiren dizileri konuşmazsak, yarın suç oranlarını konuşuruz.
Bugün ihaneti romantikleştiren senaryolara itiraz etmezsek, yarın aile yapısındaki çöküşü tartışırız.
Bu mesele sadece bir dizi meselesi değildir.
Bu mesele kültür meselesidir.
Bu mesele nesil meselesidir.
Ekranlar bize ne gösterirse göstersin; biz evlerimizde doğruyu göstermeye devam edelim.
Çocuklarımıza şunu miras bırakalım:
Şöhret değil şeref,
Güç değil adalet,
Racon değil merhamet.
Çünkü bir toplum dizilerle yükselmez…
Ama dizilerle değer kaybedebilir.
Tercih bizim.
Yazar: Hakan Kavuzkoz
Anahtar Kelimeler: Türk dizileri ahlâkı etkiliyor mu, televizyon dizileri çocukları nasıl etkiler, medya okuryazarlığı neden önemli, aile değerleri nasıl korunur, mafya dizileri gençleri etkiler mi, reyting uğruna değerler kaybolur mu, Hakan Kavuzkoz köşe yazıları, eğitimden haberler,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.