Bir toplumun geleceği, sadece ders kitaplarında yazan bilgilerle değil; aynı zamanda taşıdığı değerlerle, ortak hafızasıyla ve kültürel kökleriyle inşa edilir. Eğitim dediğimiz mesele tam da bu yüzden yalnızca akademik bir alan değil, aynı zamanda bir medeniyet meselesidir. Ne var ki, toplumun değerleriyle buluşan her adımda aynı refleksi gösteren çevrelerin yeniden sahneye çıktığını görmek artık kimseyi şaşırtmıyor.
Yıllardır benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz: Milletin ortak paydasını güçlendiren herhangi bir girişim ortaya çıktığında, bir anda bilimsellik, pedagoji ve özgürlük kavramları üzerinden sert bir söylem inşa ediliyor. Oysa meseleye biraz dikkatle bakıldığında, bu itirazların çoğunun pedagojik kaygılardan ziyade ideolojik konumlanmaların bir yansıması olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.
Eğitim, toplumdan bağımsız bir laboratuvar değildir. Çocuklar sadece formülleri öğrenmez; aynı zamanda aidiyet duygusunu, kültürel sürekliliği ve toplumsal sorumluluğu da eğitim ortamında kazanırlar. Bu gerçek göz ardı edildiğinde ortaya çıkan şey, köksüz ve kimliksiz bir eğitim anlayışıdır. Toplumun inançlarını ve kültürel ritimlerini yok sayan bir yaklaşımın, çocuklara kapsayıcı bir gelecek sunması mümkün değildir.
Ne gariptir ki, toplumsal hassasiyetleri merkeze alan etkinlikler söz konusu olduğunda bazı kesimler birden bire tarafsızlık çağrısı yapmaya başlıyor. Ancak aynı çevrelerin farklı ideolojik ya da kültürel temaları eğitim ortamlarına taşırken aynı hassasiyeti göstermemesi, tartışmanın özünü açıkça ortaya koyuyor. Demek ki sorun pedagojik değil; hangi değerin görünür olduğu meselesidir.
Oysa gerçek şu ki; bu toplumun kültürel dokusu, gündelik hayattan eğitime kadar pek çok alanda kendisini doğal olarak hissettirir. Bu, kimseye dayatma değil; toplumsal gerçekliğin yansımasıdır. Eğitimin görevi de bu gerçekliği yok saymak değil, onu sağlıklı ve kapsayıcı biçimde anlamlandırmaktır.
Bugün yapılması gereken şey, toplumun değerleriyle kavga etmek değil; farklılıkları çatışma değil zenginlik olarak gören dengeli bir dil geliştirmektir. Çünkü eğitim alanını sürekli ideolojik çatışma sahasına çevirmek, en çok çocuklara zarar verir. Onların ihtiyacı olan şey polemik değil; güvenli, anlamlı ve aidiyet duygusu güçlü bir eğitim iklimidir.
Bu nedenle şunu açıkça söylemek gerekir: Toplumun kültürel ve manevi değerleri, eğitimden dışlanacak unsurlar değil; doğru yöntemlerle ele alındığında eğitimin tamamlayıcı parçalarıdır. Geçici olan ideolojik tartışmalardır; kalıcı olan ise milletlerin ortak hafızası ve değerleridir. Eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler; gerilim değil birlik duygusu içinde bir gelecek inşa etmeyi hak etmektedir.
Sonuç olarak mesele sadece bir etkinlik ya da bir uygulama değildir. Asıl mesele, eğitimin hangi ruhla şekilleneceği sorusudur. Ve görünen o ki, toplumun kendi değerleriyle barışık bir eğitim anlayışı güçlendikçe, tartışmalar da büyüyecek. Ancak zaman her zaman olduğu gibi şunu gösterecektir: Kalıcı olan ideolojik sesler değil, milletin ortak vicdanıdır.
Yazar: Hakan KAVUZKOZ
Anahtar Kelimeler: Hakan Kavuzkoz köşe yazıları, eğitimde kültürel değerlerin önemi nedir, maarif modeli tartışmaları ne anlama gelir, toplumsal hafıza eğitimle nasıl aktarılır, pedagojik kaygılar mı yoksa ideolojik itirazlar mı ön planda, milli eğitimde değerler eğitimi nasıl olmalı, çocukların aidiyet duygusu eğitimle nasıl güçlendirilir
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.