11.01.2026 13:03:00

Yıldırım DEMİRCİ

Sözümüz De Var Meydanımız Da Var

Kıymetli dostlarım, değerli meslektaşlarım ve davasına gönül vermiş aziz kardeşlerim; otuz yıllık bir gazeteci ve hayatını sivil toplum kuruluşlarına, cemiyet hayatına adamış bir kardeşiniz olarak bugün sizlere Pendik’te şahit olduğumuz bir manzarayı anlatmak istiyorum. Hep söyleriz, bizim hem söyleyecek sözümüz hem de o sözü haykıracak meydanımız var. Ancak o meydan, masalların anlatıldığı değil, hakikatlerin tüm çıplaklığıyla konuşulduğu yerdir. Şunu herkes bilsin ki ne birilerinin kürsü tekelini kurmasına ne de bizlere suskunluğun dayatılmasına asla boyun eğmeyeceğiz.

Bakınız, Eğitim Bir Sen İstanbul 4 No’lu Şubesi’nin 8 Ocak 2026 tarihinde Pendik’te düzenlediği o meşhur teşkilat buluşmasına biz de katıldık. Adı üstünde buluşma dediler ama maalesef teşkilatla buluşmaktan köşe bucak kaçılan bir programa şahitlik ettik. Genel Başkan Ali Yalçın’ın da katıldığı bu toplantı, teşkilatın sesini dinlemek yerine insanlara tek bir sesi dayatan, kendi kendine konuşan bir monologdan öteye gidemedi. Kürsüden dökülen cümleler ne yazık ki gerçeklerin yanından bile geçmiyordu. Adeta bana bir masal anlat içinde Ali Yalçın olsun dercesine süslü püslü laflarla, ezberlenmiş nakaratlarla vaktimizi aldılar. Sahadaki feryadı, öğretmenin derdini, teşkilatın biriken o haklı itirazlarını sanki hiç yokmuş gibi davrandılar. Bizlerin hafızasıyla alay edercesine, yaşanmamış bir bahar havası estirmeye çalıştılar.

Biz bu programa teşkilatımızın vakarına yakışan bir sabırla, nezaketimizi bozmadan katıldık. Saatlerce süren o içimize sinmeyen konuşmaları sonuna kadar dinledik. Ama işin en can alıcı noktasına gelince maskeler düştü. Oraya davet edilen yöneticilere, üyelere tek bir kelime dahi söz hakkı tanınmadı. Israrla soru cevap bölümü yapılmadı. Neden mi? Çünkü soru sormak hesap sormaktır, hesap sormak ise korku yaşayanların en büyük kabusudur. Salonda bir korku imparatorluğu kurulmuş gibiydi. Kaybetme korkusu dağları aşmış, her eleştirel bakıştan, her mırıltıdan ürken bir anlayış kürsüyü koruma derdine düşmüştü. Toplu sözleşme sürecinde yaşanan o fiyasko, sanki bir başarıymış gibi anlatıldı. Üyenin gözünün içine baka baka masallar okundu ve en sonunda bu başarısızlığın faturası yine üyenin sırtına yüklenmeye çalışıldı.

Hatta işi o kadar ileri götürdüler ki başarısızlıktan sonra bir de üyeye üst perdeden ayar verme cüretinde bulundular. Sırf gerçekler konuşulmasın, o pembe masallar bozulmasın diye programı alelacele bitirdiler, mikrofonları kapattılar ve koca salonu susturmak istediler. Ama biz bu tiyatronun sessiz figüranı olmayı reddettik. Biz oraya masal dinlemeye değil, milletin ve teşkilatın sözünü söylemeye gitmiştik. Teşkilat bilinciyle ve onurumuzu çiğnetmeden o salonu terk ettik. Bu sadece bir protesto değil, bu haksızlığa ve susturulmaya karşı dimdik bir duruştur.

Şunu herkes kafasına iyice yerleştirsin; teşkilat dediğiniz yapı birilerinin alkış makinesi değildir. Üyeler de başarısızlıkların faturasının kesileceği günah keçileri hiç değildir. Sorulardan kaçan, hesap vermekten korkan bir yönetimin artık millete söyleyecek bir tek kelamı kalmamıştır. Bizim sessizliğimizi başka yere yormaya kalkanlar büyük bir yanılgı içindedir. Evet, sözümüz de var meydanımız da var. Ve o meydan, hakikatin meydanıdır. Ne kürsüdeki baskılara ne de suskunluk dayatmasına teslim olmayacağız.

Yıldırım Demirci, Eğitim Bir Sen Pendik toplantısı, Ali Yalçın eleştirisi, Sendika içi demokrasi sorunları, Toplu Sözleşme fiyaskosu nedir, Teşkilat buluşması protestosu, Sendikal haklar ve hesap verebilirlik, eğitimden haberler, 


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.