26.02.2026 16:31:00

Hakan KAVUZKOZ

Takipçi Değil Nesil Yetiştirmek Öğretmenliğin İtibarı Ve İmtihanı

Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in öğretmenliğe dair yaptığı son açıklamalar aslında bir tartışmadan ziyade hepimiz için kıymetli bir hatırlatmadır. Bu hatırlatmanın özü şudur ki öğretmenlik sadece bir meslek değil aynı zamanda kutsal bir emanettir. Bugün hepimiz sosyal medya çağının tam ortasındayız. Algoritmaların hayatımıza yön verdiği ve beğenilerin birer başarı ölçütü kabul edildiği bu garip zamanda öğretmenlik mesleğinin bu rüzgardan etkilenmemesi elbette beklenemez. Ancak burada durup kendimize şu temel soruyu sormamız gerekiyor. Öğretmen dijital dünyanın sunduğu imkanları mı kullanıyor yoksa dijital dünya mı öğretmeni kendi emellerine alet ediyor?

Öğretmenlik tarih boyunca milletlerin kaderini tayin eden en yüce vazifelerden biri olmuştur. Bizim topraklarımızda muallim kelimesi sıradan bir iş yapanı değil irfanı ve ahlakı temsil eden derviş gönüllü insanları anlatır. Öğretmen sadece bilgi aktaran bir makine değil karakter inşa eden ve talebesine istikamet gösteren bir rehberdir. Sınıfın kapısından içeri girdiği andan itibaren sadece müfredatı değil cebinde taşıdığı değerleri de içeri sokar. Sayın Bakanın öğretmenlik sosyal medyada takipçi kasma veya reklam yapma yarışı değildir sözlerini sadece bir yasak gibi görmemek lazım. Bu mesele bir niyet ve sorumluluk meselesidir. Elbette pek çok öğretmenimiz interneti öğrencilerine fayda sağlamak için kullanıyor ve bu çabalar her türlü takdirin üzerindedir.

Asıl sorun öğretmenlik kimliğinin ticari bir basamak haline gelmesidir. Devletin kadrosunda görev yapan bir öğretmenin sahip olduğu o ağır unvanı özel bir kazanç kapısına dönüştürmesi hem etik kurallara hem de vicdanlara sığmaz. Çünkü öğretmen ile öğrenci arasındaki bağ bir alışveriş ilişkisi değildir. Bu bağ güven ve adalet üzerine kuruludur. Milli ve manevi değerleri iliklerine kadar hisseden bir öğretmen öncelikle vazifesini bir ibadet gibi görür. Devletine sadakati ve öğrencisine merhameti onun sönmez pusulasıdır. O çok iyi bilir ki sınıfta attığı her adım ve yaptığı her paylaşım sadece kendisini değil temsil ettiği o büyük camiayı da bağlar. Öğretmen şahsi bir marka değil kamusal bir şahsiyettir.

Bugün en büyük tehlike öğretmenliği sadece görünür olmaya indirgemektir. Oysa bu mesleğin en büyük meyveleri çoğu zaman gözle görülmez. Bir evladımızın iç dünyasında yakılan küçük bir ışık veya yıllar sonra hatırlanan bir adalet dersi hiçbir sosyal medya algoritmasına sığmaz ama bir milletin geleceğini baştan aşağı değiştirir. Elbette öğretmen de insandır ve geçim kaygısı güdebilir ancak bu durum mesleğin vakarını ve tarafsızlığını zedeleyecek bir noktaya savrulmamalıdır. Asıl denge öğretmenliğin ağırlığını koruyarak üretmektir.

Bizim bugün ihtiyacımız olan şey yasaklarla sınırlandırılan değil değerlerle çelikleşen bir öğretmen anlayışıdır. Sosyal medyada var olmak ile o dünyada kaybolmak arasındaki ince çizgiyi belirleyecek olan kanunlardan önce öğretmenin kendi vicdanıdır. Unutmayalım ki öğretmen devlet ile millet arasında kurulan en sağlam köprüdür. O köprünün üzerinde reklam panoları değil güven ve ahlak asılı durmalıdır. Çünkü bir milletin yarınları sınıfın önünde duran o insanın niyetinde saklıdır.

Yazar: Hakan Kavuzkoz

Anahtar: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ne dedi, Öğretmenlerin sosyal medya kullanımı yasak mı, Hakan Kavuzkoz köşe yazıları, Öğretmenlik meslek kanunu neleri kapsıyor, Sosyal medyada fenomen öğretmenler etik mi, Öğretmenliğin itibarı nasıl korunur, Dijital dünyada öğretmen olmanın zorlukları nelerdir, Eğitimde sosyal medya kullanımı nasıl olmalı,


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.