24.03.2025 09:59:00

Ulaş Salih ÖZDEMİR

YOĜUN BAKIM..!


 

Yoğun Bakım Günlüğü


 

Yoğun bakım... Hayatın en ince çizgi üzerinde yürüdüğü yer. İçeri adım attığınız anda, başka bir dünyaya girdiğinizi hissedersiniz. Burada zaman farklı akar, ışıklar daha soğuk, sesler daha kısık ve nefesler daha kıymetlidir. Bu yer, hayata tutunmanın görünmez bir savaşıdır.


 

İçeri girdiğinizde, ilk fark ettiğiniz şey makinelerin ritmik sesi olur. Monitörlerden gelen “bip bip” sesleri, burada hayatın bir başka şekilde var olduğunu hatırlatır. 

Her ses, bir kalp atışının yankısıdır, bir nefesin ifadesidir. Ama bu mekanik yankılar, insanı ürpertir. Çünkü her bir "bip," aynı zamanda zamanın tükenişini işaret eden bir metronom gibi gelir.


 

Odalar birbirinden ayrılmıştır, ama hepsi aynı hikâyeyi anlatır: Yatağın üzerinde hareketsiz yatan bir beden, o bedene bağlı hortumlar, kablolar, damar yolu girişleri... 

İnsan burada yalnızca bir beden haline gelir. Ruhun varlığı sessizce süzülür, ama burada asıl savaş, o bedeni hayatta tutma mücadelesidir.


 

Yoğun bakım yatağında uzanan kişi, genellikle sessizdir. O sessizlik, konuşulmayan acıların, dile getirilemeyen korkuların ifadesidir. Bazen gözler açık olur, ama bakışlar uzaktadır. Sanki bu dünyadan kopmuş, başka bir boyuta geçmiştir. Bazen ise gözler kapalıdır; bir rüyanın içinde mi, yoksa derin bir karanlıkta mı olduklarını kimse bilemez.


 

Ziyaret saatlerinde içeri girebildiğiniz o kısa anlarda, sevdiklerinizin yanına yaklaşırsınız. Ama onları tanımakta zorlanırsınız. Yüzleri solgun, vücutları zayıf düşmüş, ama asıl değişim ruhlarındadır. Bir zamanlar kahkahalar atan, güçlü bir şekilde konuşan o insan, şimdi size bir fısıltı kadar uzaktır. Onlara dokunmak istersiniz, ama çoğu zaman izin verilmez. Elleriniz havada asılı kalır, o görünmez mesafe bir uçurum gibi büyür.


 

Yoğun bakım odasındaki hava, tuhaf bir şekilde ağırdır. Sanki her nefes, hayatın tartışmasız bir parçasını taşır. Damar yolundan geçen serumların damlaları, odayı dolduran sessizliğin içinde bir metronom gibi işler. Zaman yavaşlar, saniyeler dakikalara, dakikalar sonsuzluğa dönüşür. Beklemekten başka çareniz yoktur. Ama o bekleyiş, her şeyden daha yorucudur.


 

Hemşireler, hastabakıcıları, temizlikçiler ve doktorlar, bu dünyada birer sessiz kahramandır. Ayaklarının altındaki zemini hissettirmeden hareket ederler, her bir dokunuşlarıyla hayatı yeniden şekillendirirler. Ama onların gözlerinde de bir yorgunluk vardır. Çünkü yoğun bakım yalnızca hastalar için değil, orada çalışanlar için de bir sınavdır.


 

Burada umut, ince bir ip gibidir. Doktorun söyledikleriyle bir anda yükselir, ama aynı hızla düşebilir. "Durumu stabil," dediklerinde kalbinize bir sıcaklık yayılır. Ama "Kritik," dediklerinde sanki içinizden bir parça kopar. Her gün, her saat, bu iki uç arasında salınırsınız.


 

Gece olduğunda yoğun bakımın sessizliği daha da derinleşir. Monitörlerin ışıkları tavana yansır, koridorlarda yankılanan ayak sesleri bile duyulmaz olur. Bu saatlerde, yalnızca makineler konuşur. İnsan bu sessizlikte, kendi iç sesini daha çok duyar. "Ya kurtulamazsa? 

Ya bir daha gözlerini açamazsa?

Ya bir daha dönemez ise?" 

Bu sorular zihninizde yankılanır, her biri bir damla gözyaşı gibi yanaklarınızdan süzülür.


 

Ama burada, yoğun bakımda bile, umut kendine bir yer bulur. Bazen bir göz kırpma, bazen bir parmak hareketi, bazen de monitördeki bir sayı... 

En ufak bir ilerleme, yüreğinize bir güneş gibi doğar. Çünkü yoğun bakım, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu gösterse de aynı zamanda yaşamın direncini de hatırlatır.


 

Ve bir gün, belki bir sabah, doktor odasına girip size gülümser. "Artık daha iyi," der. İşte o an, nefes aldığınızı, hayatın hala sizinle olduğunu hissedersiniz. 

Yoğun bakım, bir mücadeledir. Ama her mücadelenin sonunda, hayat yeniden şekillenir. Ve bu yeniden şekillenen hayat, her zamankinden daha kıymetlidir.


YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.